1. 6 ay önce 

    Your Sister’s Sister

    Filmimizin adı “your sisters sister”

    Google a yazdığınızda karşınıza ortalamanın biraz üstünde bir derecelendirmeyle, türüne de aşk filmi denilen bir film çıkabilir. Ama bu film klasik hollywood yapımı aşk filmlerinden değil.

    Filmin ilgimi çeken kısmına değinmek istiyorum. 

    SIRADANLIK !

    Bir erkek ve 2 kız arasında geçen kısa sürede özetlenebilecek bir olay. Sabah kalkıp kahvaltı yapışlarını görüyoruz. Omletin tadının iyi olmaması gibi bir ayrıntı, veya adadan manzaralar. Senaryonun ana hattı o kadar ince ki etraftaki ayrıntılar konuyla alakasız olma gibi bir kötü duruma düşmüyorlar. Ve işte bu sıradanlık, günlük hayatın içinde olmak. O yumurtayı o masada yiyor olmak, veya o konuşmalarda gerçekten bulunuyor olmak da işte bu sıradanlığın içerisinde.

    Yukarıda gördüğünüz yatak sahnesinde arka plandaki gece tınısını, böceklerin sesini, yastık hışırtılarını duyabiliyorsunuz ya işte bu güzel.

    ÇARPIK İLİŞKİLER 

    Olumsuz eleştirilerde tabi ki de haklısınız, ama Amerika ortalamasına göre kabul edilebilir bir durum olabilir. Biz bile bazı haberlerde bu tarz “kaynım bana kaydı” türünden %0.001 lik bir dilimle de alakalı olsa haberleri duyuyorsak, sex in günlük konuşmada çok kez utanmadan tekrarlandığı Amerika da neden olmasın.

    Neyse gece gece konuyu belden aşağıya çok indirdik,

    Sevgi barış kardeşlik, kalın sağlıcakla..

  2. 1 yıl önce 

    North Country

    Türü: Hareketsiz, sosyal içerikli film.

    Konusu: İş hayatında kadın hakları, cinsel taciz.

    Verilmek istenen mesaj (motto): Kadınların bu gibi durumlarda ne zorluklar yaşadığını insanlara anlatabilmek, hissettirebilmek.

    Mesajı ulaştırma başarısı: 9/10

     

    Adından da anlaşılacağı üzere hikaye soğuk bir ülkede geçiyor. Bu soğukluğu filmin başındaki sahnelerde güzel bir şekilde hissettiriyor. Biraz da ücra bir köşe izlenimi veriyor ki bu duygu filmin duygusal akışının bir parçası. Beyaz tenli, sarı saçlı insanlar var. Bölgenin geçim kaynağı madencilik, bitki örtüsü…

    yanlış yere gidiyoruz. Filme dönersek, bir dava filmi olması benim için ilgi çekici. Ama kimilerine göre de sıkıcı olabilir. Fakat çizgisel bir zaman akışı yok, geçmişten kareler güzel işlenmiş. Bu sayede hem meraklandırıyor hem de insanın sıkılmasını engelliyor. Buz hokeyinin filmin birçok yerinde olması ve görüntüye ve sese bir hareket katması da filme biraz renk katıyor. Aslında buz hokeyinin sert bir spor oluşu da gücün egemen olduğu bir toplum izlenimi vermiyor değil. Ekstra bir konu gibi görünse de filmin ana hattını az da olsa destekliyor.

    Konudan dolayı mıdır bilmiyorum ama filmde güçlü karakterli bir erkek yok. Ya kaba hödük erkekler var ya da pısırık korkak erkekler. Bu tanıma uyan bir erkek karakter olsaydı filmin mesajına ve gidişine zarar verirdi sanırım. Evet, film daha çok bir aşk filmine dönerdi. Kadın başrol de çok önde değil zaten. Mesajın neden bu kadar iyi aktarıldığının sebeplerinden biri de seyircinin dikkatini, ilgisini başka yönlere toplamaması demek ki.

    Sonuç olarak, bu şekilde çile çekmiş kadınlara empati kurma yeteneğini artırıyor. Erkeklere bu yönde katkısı olacağı için izlemelerini tavsiye ederim.

  3. 1 yıl önce 
  4. 1 yıl önce 

    The Artist

         The Artist, izlenmeden eleştirilen bir film daha. Ama bu farklı, diğer filmler konusuyla senaryosuyla eleştirilirken, bu film siyah beyaz oluşu ve sesleri kullanımıyla daha doğrusu kullanmamasıyla eleştiriliyor. Eleştiri de denemez aslında ona, neyse.

         Oscar ödüllerine her ne kadar inanmasam da, bu filmi izlememe sebep olduğu için bu seferlik iyi iş çıkardın Academy Awards diyorum. Gerçekten izlenmesi gereken bir film. Klasik hollywood filmlerinin çok çok uzağında, ötesinde bir film. Filmin anlattığı dönem 1930 Amerika sı. Hepimize uzak bir dönem. Fakat sizi götürebiliyor o döneme. Film sektörünün emekleme dönemlerini anlatıyor ve tam sesli filme geçiş dönemi. Ama bu sadece bir ayrıntı. Yani film bir belgesel gibi o dönemi anlatmıyor.

         Sessiz (konuşmasız, efektsiz) film mi olurmuş diyorsunuz ya, işte bu film tam o tepkiye verilen bir cevap. Al sana sessiz film diyor ve seyirciyi şok ediyor, sonra hayran bırakıyor. Mimikler, hareketler, danslar mükemmel. Bunların ne kadar etkili olduğunu görüyorsunuz filmde. Tabi bu işi herkes yapamaz, başrol oynayan erkek oyuncu (Jean Dujardin) gerçekten çok yetenekli. Adamın kaşlarıyla gözleriyle anlattıklarını, verdiği duyguyu ben 5 dakika konuşsam anlatamam. 2 oscar verilse yeridir.

    Gidin gidin filme gidin, klasiğin dışına çıkın…..

    Filme dair çok fazla spoiler vermek istemiyorum. Ama kesinlikle gitmelisiniz, gitmeseniz de izlemelisiniz en azından dvd si çıkınca. (paranız varsa korsan almayın, yoksa başka çare yok tabi :) )

  5. 1 yıl önce 
  6. 1 yıl önce 

    Gladiator

    Gladiator, Türkçe deyimiyle Gladyatör filmini izlemeyen yoktur herhalde. Çoğunluğun beğenisine katılıyorum, gerçekten bir başyapıt olmayı hak ediyor. Her seferinde televizyonda biraz başını biraz sonunu izlediğim bu filmi sonunda bir bütün olarak izleme fırsatını buldum. Birçok duygu-düşünce harmanı yaşadım filmi izlerken.

    Filmi anlat; filmin bir film olarak ne kadar başarılı olduğundan bahsetmek istemiyorum. Beni daha çok anlattığı dönem etkiledi. Tabi ki o dönemi çok iyi bir şekilde anlatabilmesi, seyirciyi o dünyaya sokması büyük başarı ama bu başarıyı benim anlatmama gerek yok. Ben anlatılan dünyaya baktım.

    Çok farklı bir dünya gibi görünse de, kabuğunu soyduğumuzda günümüzden pek de farklı olmayan bir dünya olduğunu görebiliriz.

    Topluma baktığımızda; devri için zengin bir toplum görüyoruz. İhtiyaçları karşılanan insanlarla dolu bir toplum, ama bir tarafta da köleler. Günümüzde de öyle değil mi ? Tabi ki günümüzde köleler yok belki ama o dönemin kölelerinin rolünü bugün dünyanın bazı fakir ülkelerindeki insanlar üstleniyorlar. 

    Romanın halkı zengin tabi. İhtiyaçları peşinde koşmayan insanlar da farklı arayışlara girecektir elbet. İmparator bunun farkında, zengin roma halkının taşkınlıklarını önleyip, onları oyalamak bir nevi pasifleştirmek için Gladyatörleri sürüyor sahaya. Kanla vahşetle, mücadeleyle boyuyor gözlerini. 

    Günümüzde de televizyon sunulmuş insanlara, gladyatörleri ise aktörler, şarkıcılar, futbolcular. Kimi zaman vahşetle, kimi zaman kahkahalarla, kimi zaman modayla, kimi zaman cinsel dürtülerle boyuyorlar insanların gözlerini, oyalıyorlar. Roma da Maximus fanatikleri varken günümüzde de Messi fanatikleri oluyor.

    Karşılaştırmanın maddelerini uzatabilirsiniz, vaktiniz varsa filmi bir de bu gözle izleyin derim.

    Maximus karakterinin üzerinde durmak isterim biraz da. Yazar birçok özelliği bir araya getirerek şahane bir eser çıkarmış ortaya; cesaret, onur, güç, zeka, duygusallık. Tüm ordunun başındaki bu karakterin istediği ise yalnızca ailesiyle birlikte olmak. Ailesi deyip geçmemek lazım tabi, filmde cennet gibi bir yer gösteriliyor. Uzun selviler arasından geçilip varılan yemyeşil bir ova. Ovada koşan estetik asalet saçan atlar gülücükler saçan bir çocuk ve hizmetçiler, ve güzeller güzeli bir kadın.  

    Bilmiyorum gerçekten o kadar güzel bir tablo var mıdır, yoksa ulaşamadığından mıdır ?

avatar_128
 
 
 
 

Following

staff
 

Tumblr